Mehdi Nasıl Tanınacak?
Kayseri’nin gri sabahlarından birinde, her şey sıradan gibi görünüyordu. Ancak içimde bir şeyler vardı, bir soru, bir beklenti, belki de derin bir yalnızlık… Mehdi nasıl tanınacak? Bu soruyu uzun zamandır düşünüyordum. O sabah, evin mutfak penceresinden dışarıya bakarken, hayatın her anında bir şeylerin eksik olduğunu düşündüm. İnsanlar, birbirlerinin yüzlerini tanır. Ama ya bir gün birisi çıkarsa, bir işaret, bir ruhsal değişim ya da bir kalp… ve biz, işte o zaman, kim olduğunu anlasak?
Hayal Kırıklığı ve Beklentiler
O gün işyerinden çıkarken, her şey normaldi. Yavaşça yürürken, Kayseri’nin dar sokaklarında geçen her gün gibi hissediyordum. Ama o an aklımda başka bir şey vardı. Bir arkadaşım, birkaç gün önce Mehdi ile ilgili bir şeyler söylemişti. “Bir gün çıkacak, biliyorum,” demişti. “Tanıyacak mıyız, bilemiyorum, ama bir şekilde tanıyacağız.” O kadar heyecanlıydı ki, sesinden geleceğe dair bir umut okunuyordu.
Mehdi… Tanıyacağımız, belki de tanımak için hep aradığımız o figür. “Mehdi nasıl tanınacak?” sorusunun peşinden gidiyordum ama bir türlü anlamıyordum. Kim olduğunu, ne zaman geleceğini, neler yapacağını… Hiçbir şey net değildi. Zihnimdeki bu soru, adeta gövdemi sarıp sarmalamıştı. Gerçekten tanıyacak mıyız?
Bir gün, çok uzak olmayan bir zamanda, birinin gerçek kimliğini tanımak, bir işaretle, belki de içimizde bir şeyin harekete geçmesiyle olacak mıydı? İnsanın kalbine dokunan bir işaret, belki de bir ses… O kadar karmaşık ve derin bir arayıştım ki, o sabah bu soruyla uyanmam çok anlamlıydı.
Heyecan ve Belirsizlik
Bir akşam, Kayseri’nin ünlü Ali Dağı’na tırmanmaya karar verdim. Doğaya biraz daha yakın olmak, belki de kafa karıştırıcı sorulardan uzaklaşmak istedim. O yürüyüş, bana çok şey öğretti. Toprağa basarak, dağın zirvesine yaklaşırken bir anda zihnimde tüm sorular yerini cevaplara bırakmaya başladı. Yükseklerden Kayseri’yi izlerken, çok farklı bir şey fark ettim. Belki de insanlar, Mehdi’yi beklerken, içlerinde bir şeyleri fark etmelilerdi. Bu kadar büyük bir beklenti, belki de sadece bir içsel değişimle, bir şeyin uyanmasıyla gerçekleşebilirdi.
Ve o an düşündüm: Mehdi’yi tanımak, aslında bizim içimizdeki o derin boşluğun ne zaman dolacağıyla alakalıydı. İnsanların kalplerinde bir eksiklik vardır. Belki de o eksiklik, Mehdi’nin bizlere vereceği şeydi. Bir insan, bazen ne yaparsa yapsın, tanınmak için bir işaret almalı, bir ışık görmeli. O ışık, belki de sevgi, merhamet ya da sadece doğru zamanın geldiğini bilmekti.
Mehdi’yi Tanımanın Gerçek Anlamı
O yürüyüşün sonunda, geceyi dağda geçirdim. Yıldızların altında uyandım. İçimde bir huzur vardı. Bu huzur, birinin gelişini beklerken nasıl hissedebileceğini anlatan bir şeydi. Belki de Mehdi, herkesin içinde var olandır, dedim. Herkesin içindeki umut, merhamet, sevgi… Bu duyguları yaşadıkça tanıyacağız. Aslında, belki de Mehdi, tüm bu duyguların birleşiminden başka bir şey değildi.
Kayseri’nin sabahında, kafamda bir düşünceyle uyandım: Mehdi tanınacak, ama bir farkla. Herkesin aradığı, dışarıda aradığı şey, aslında içimizdeydi. Tanıdığımız, tanımaya çalıştığımız o şey, belki de kendi içsel yolculuğumuzdu. Hani bazen, bir şeyin geleceğini beklersiniz ama aslında, o şeyin gelmesi, sizin hazır olmanızla ilgili bir şeydir. O zaman gelir, işte o zaman tanıyabilirsiniz.
Umut ve İçsel Değişim
Mehdi’yi tanımak, belki de hayatımızda olmak istediğimiz o gerçek yerin adıydı. Belki de bir insan, ne kadar hazırlıklı olursa olsun, bir gün içindeki boşluğu dolduracak bir şeyle karşılaşır. Kayseri’nin o sabahında, bu sorunun peşinden giderek, sonunda içsel bir huzur bulmuştum. Mehdi’yi tanıyacak mıyız? Tanıyacağız, ama belki de içimizdeki en büyük değişim, onu tanıdığımızda değil, aslında onu beklerken yaşadığımız dönemde olacaktır.
O sabah, içimde bir umut vardı. Sadece Mehdi’yi değil, hayatın bana sunacağı o değerli anı bekliyorum. Kim bilir, belki de her şeyin cevabı, içimdeki sorularda gizlidir.