İçeriğe geç

El üstünde kimin eli ?

El Üstünde Kimin Eli? Bir Çocuk Oyunundan Toplumun Hafızasına Uzanan Tarih

Geçmişe dönüp baktığımda, bugünü anlamanın çoğu zaman büyük savaşlardan ya da devletlerin aldığı kararlardan önce, çocukların oynadığı küçük oyunlarda saklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir toplumun hafızası yalnızca arşivlerde, saraylarda ve resmi belgelerde yaşamaz; bazen bir tekerlemede, bir el hareketinde, bir kahkahada ve yıllar sonra hatırlanan küçücük bir oyunda da kendini gösterir.

“El üstünde kimin eli?” sorusu tam da böyle bir hafıza kapısıdır.

Bugün çoğu insan bu ifadeyi duyduğunda çocukluk günlerini hatırlayabilir. Birkaç çocuk yan yana gelir, içlerinden biri ebe olur, diğerleri ellerini ebenin sırtında üst üste koyar ve soru sorulur: “El üstünde kimin eli var?” Ebe, en üstteki elin sahibini bilmeye çalışır. Bilirse kurtulur; bilemezse oyun başka bir biçimde devam eder. Artvin’den Çorum’a, Niğde’den Konya’ya kadar oyunun farklı adlarla ve küçük değişikliklerle yaşadığı belgelenmiştir.

Kültür Portali

+2

Ağız Araştırmaları Veri Tabanı

+2

Fakat bu basit oyun, yalnızca çocukların eğlencesi değildir. Onu tarihsel bağlamına yerleştirdiğimizde, toplumsal ilişkiler, otorite, belirsizlik, dayanışma, rekabet ve hafıza hakkında şaşırtıcı ipuçları verir.

Oyunun İzini Sürmek: Yazılı Tarihten Sözlü Kültüre

“El üstünde kimin eli var?” konusunda ilk dikkat edilmesi gereken nokta, bunun tek bir yerde ve tek bir zamanda ortaya çıkmış sabit bir oyun gibi değerlendirilmemesidir.

Türkiye’nin farklı bölgelerinde aynı temel oyun farklı isimlerle karşımıza çıkar. “El el üstünde kimin eli var”, “el üstünde”, “yumruk yumruk üstünde”, “ele pelek”, “elim kimin üstünde”, “yağlı bide” ve “gümbürcük” gibi adlar bunlardan bazılarıdır. Halkbilim araştırmaları, oyunun Türkiye’nin farklı yörelerinde yaşadığını ve kullanılan tekerlemelerin de bölgeden bölgeye değiştiğini göstermektedir.

Ege Akademi

+1

Bu çeşitlilik aslında önemli bir tarihsel ipucu verir.

Sözlü kültür ürünlerinde değişmez olan çoğu zaman kelimeler değil, yapıdır. Çocuklar oyunun özünü korurken tekerlemeyi, cezayı, ebenin seçilme biçimini veya kullanılan ifadeleri değiştirebilirler.

Bu nedenle “El üstünde kimin eli?”ni yalnızca bir oyun olarak değil, kültürel aktarımın küçük bir modeli olarak görmek mümkündür.

Belgenin Söylediği: Oyun Nasıl Oynanıyordu?

Artvin Kültür Atlası’nda oyunun 7-8 kişiyle oynandığı, sayışmayla bir ebenin seçildiği ve oyuncuların ellerini ebenin sırtında üst üste koyduğu belirtilir. Ardından hep birlikte “El üstünde kimin eli?” diye sorulur. Ebe doğru tahminde bulunursa roller değişir; bilemezse oyunun ceza aşaması devreye girer.

Kültür Portali

Çorum’daki kayıt daha da ayrıntılıdır. Burada en az üç oyuncudan söz edilir; ebe yere kapanır, diğer oyuncular ellerini sırtında üst üste koyar. Yanlış tahmin durumunda “bilemedin, gümbür güüp gümbür güp” gibi bir tekerleme kullanıldığı ve oyunun yeniden başladığı kaydedilir.

Çorum Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Artvin’deki eğitim materyalinde ise oyunun başka bir varyantı aktarılır. Ebe bilemediğinde “davul”, “zurna”, “iğne” veya “iplik” gibi seçenekler üzerinden farklı cezalar uygulanır.

Artvin İl Millî Eğitim Müdürlüğü

Burada çok küçük görünen ama tarih açısından önemli bir ayrıntı vardır: oyunun kuralları topluluk tarafından bilinir, fakat roller geçicidir.

Osmanlı Toplumunda Çocukluk: Mahalle, Mektep ve Oyun

“El üstünde kimin eli?”nin geçmişini anlamak için Osmanlı’nın özellikle 19. yüzyıl şehir hayatına bakmak gerekir. Çünkü modern çocukluk kavramının bugünkü biçimini henüz almadığı bu dönemde çocukların hayatı ev, mahalle, sokak ve mektep arasında şekilleniyordu.

Çocuk oyunları da bu sosyal çevrenin doğal bir parçasıydı.

Ahmet Rasim’in Falaka adlı eseri burada önemli bir birincil kaynak niteliğindedir. 1864-1932 arasında yaşayan Ahmet Rasim, kendi çocukluk deneyimlerinden hareketle eski İstanbul’daki okul, mahalle ve çocukluk dünyasını anlatır.

tdk.com.tr

Rasim’in hatıralarında “el el üstünde kimin eli var?” doğrudan anılan oyunlardan biridir. Kendisinin aktardığı oyun listesinde bunun yanında “birdirbir”, “vay benim köse sakalım”, “eveleme develeme”, “fış fış kayıkçı” ve “beş taş” gibi oyunlar da bulunur.

Scribd

Bu liste bize çok şey söyler.

Çocukların dünyasında oyun, yalnızca boş zaman etkinliği değildir. Mahalle ilişkilerinin kurulabildiği, arkadaşlığın sınandığı ve çocukların kendi küçük kurallarını oluşturabildiği bir sosyal alandır.

Mektep ile Sokak Arasında Bir Çocukluk

Ahmet Rasim’in Falaka‘sı özellikle değerlidir; çünkü resmi eğitim tarihinin söylemediği ayrıntıları kişisel hafıza üzerinden aktarır.

Bir tarafta öğretmen, disiplin, korku ve ceza vardır. Diğer tarafta arkadaşlık, sokak, oyun ve kahkaha.

Bu karşıtlık, Osmanlı’nın son dönemindeki çocukluk deneyiminin karmaşıklığını gösterir.

Rasim’in anlatısında oyunlar okulun katı düzeni içerisinde küçük özgürlük alanları yaratır. Bu nedenle “El üstünde kimin eli?” yalnızca eğlenmek için oynanan bir oyun değil, çocukların yetişkinlerin dünyasından bağımsız olarak kendi sosyal düzenlerini kurdukları alanlardan biri olarak okunabilir.

Bir çocuğun sırtına konulan eller, aslında küçük bir topluluğun geçici olarak kurduğu düzeni temsil eder: herkes aynı kurala tabidir, fakat roller değişkendir.

20. Yüzyıl: Mahalleden Okula, Sokaktan Kurumsal Çocukluğa

yüzyıla gelindiğinde Türkiye’nin toplumsal yapısı büyük ölçüde değişmeye başladı.

Kentleşme, modern okul sisteminin yaygınlaşması, Cumhuriyet’in eğitim politikaları ve aile yapısındaki dönüşümler çocukların gündelik hayatını da etkiledi.

Ancak geleneksel oyunlar bir anda ortadan kalkmadı.

Aksine birçok oyun okul bahçelerine, mahallelere ve aile çevrelerine taşındı.

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kaynaklarda “El Üstünde Kimin Eli Var?” oyununun çocuklar arasında oynandığı ve temel yapısının uzun süre korunduğu görülür. Bartın’daki bir okul kaydında oyunun en az üç kişiyle, ideal olarak 7-8 kişiyle oynandığı belirtilmektedir.

Bartın Atatürk İlkokulu

Bu, kültürel sürekliliğin güzel bir örneğidir.

Devlet biçimleri değişebilir.

Eğitim sistemi değişebilir.

Şehirler büyüyebilir.

Fakat çocukların oyun aracılığıyla kurduğu sosyal ilişkiler, çoğu zaman bu büyük değişimlerden daha dirençli olabilir.

Cumhuriyet ve Geleneksel Oyunun Yeni Mekânı

Cumhuriyet döneminde çocukluk giderek daha fazla okul merkezli bir çerçeveye taşındı. Modern eğitim kurumları, çocuk oyunlarını yalnızca kendiliğinden gelişen faaliyetler olarak değil, zaman zaman eğitimin destekleyicisi olarak da değerlendirmeye başladı.

Bununla birlikte geleneksel oyunun asıl özelliği, yetişkinler tarafından tasarlanmış bir eğitim programından ziyade çocukların kendi aralarında yaşattıkları bir kültürel pratik olmasıydı.

“El üstünde kimin eli?” bu açıdan ilginçtir.

Oyunun herhangi bir pahalı oyuncağa ihtiyacı yoktur.

Bir oyun alanı, birkaç çocuk ve eller yeterlidir.

Maddi imkânların sınırlı olduğu dönemlerde çocuk kültürü, nesnelerden çok beden ve söz üzerinden üretilmiştir.

Oyunun İçindeki Güç İlişkisi: Gerçekten Kimin Eli Üstte?

Oyunun ismi basit bir sorudur:

“Kimin eli üstte?”

Ama tarihsel açıdan bakıldığında bu soru, beklenmedik biçimde güç ve konum meselesini çağrıştırır.

En üstteki el görünür durumdadır; diğer eller onun altındadır.

Fakat oyunun ilginç yanı, en üstte olmanın kalıcı bir ayrıcalık sağlamamasıdır. Bir sonraki turda başka bir el üste geçebilir.

Bu noktada oyunu modern toplumdaki hiyerarşilerle birebir özdeşleştirmek doğru olmaz. Fakat oyun, çocuklara konumların değişebilir olduğunu deneyimsel olarak öğretir.

Bir turda ebe olan çocuk, diğer turda sıradan oyuncudur.

Bir turda eli en üstte olan çocuk, sonraki turda başka bir elin altında kalabilir.

Bu nedenle oyunda hiyerarşi vardır ama hiyerarşi kalıcı değildir.

Huizinga’nın Penceresinden Oyun

Hollandalı tarihçi ve kültür kuramcısı Johan Huizinga, Homo Ludens adlı eserinde oyunun kültürle ilişkisini çok daha geniş bir çerçevede ele almıştır. Huizinga’nın temel düşüncesi, oyunun kültürün dışında ve ondan sonra ortaya çıkan basit bir eğlence olmadığı; kültürel hayatın oluşumunda kurucu bir rol oynadığıdır.

Dergipark

+1

Huizinga’nın yaklaşımını “El üstünde kimin eli?” oyununa uyguladığımızda ortaya ilginç bir sonuç çıkar.

Çocuklar burada yalnızca vakit geçirmiyor.

Bir kural sistemi kuruyorlar.

Bir rol dağılımı oluşturuyorlar.

Bir belirsizlik üretiyorlar.

Ve bütün bunları ortak bir toplumsal anlaşma içinde gerçekleştiriyorlar.

Roger Caillois ise oyunların gönüllülük, sınır, belirsizlik ve kurallılık gibi özelliklerine dikkat çeker.

Open Access

+1

“El üstünde kimin eli?” bu özelliklerin neredeyse tamamını taşır. Oyunun belirli bir zamanı ve mekânı vardır. Katılımcılar kuralları bilir. Sonuç önceden bilinmez. Ebe kimin elinin üstte olduğunu tahmin etmek zorundadır.

Birincil Kaynakların Gösterdiği Toplumsal Hafıza

Tarih yazarken yalnızca padişahların fermanlarına, savaşların tarihine veya devlet kurumlarının belgelerine bakmak, toplumun gündelik hayatını eksik bırakır.

Çocuk oyunları bu boşluğu doldurabilecek önemli sözlü ve folklorik kaynaklardır.

Örneğin Artvin’deki kayıt, oyunun 7-8 kişiyle oynandığını gösterirken Çorum belgesi oyunun farklı bir uygulamasını ortaya koyar. Niğde üzerine yapılan akademik çalışmalarda ise oyunun “Kazan kulpu / Yedim turpu / El üstünde kimin eli” gibi farklı bir tekerlemeyle oynandığı görülür.

Kültür Portali

+1

Bunların her biri küçük birer belge gibi düşünülebilir.

Bir oyunun farklı bölgelerdeki varyasyonlarını karşılaştırmak, aslında dilin, mizahın, toplumsal ilişkinin ve çocukluk anlayışının yerel farklılıklarını incelemek anlamına gelir.

Geleneksel Oyunun İçindeki Toplumsal Dayanışma

Oyunun bir başka önemli yönü de topluluk gerektirmesidir.

Tek başına oynanamaz.

Bir kişinin diğerlerini tanıması gerekir.

Ebe ile oyuncular arasında ortak bir geçmiş olması oyunun heyecanını artırır.

Çünkü ebe yalnızca fiziksel bir elin sahibini tahmin etmez; kişileri tanıma becerisini de kullanır.

Bu açıdan oyun, çocuklara sosyal gözlem yaptırır.

“Bu el kime ait olabilir?”

“Az önce kim güldü?”

“Kim bana dokundu?”

“Kim yer değiştirdi?”

Bunlar basit sorular gibi görünür. Fakat çocuk açısından bakıldığında sosyal dünyanın temel sorularıdır.

Günümüze Gelirken: Sokaktan Ekrana

Bugünün çocukluk dünyası, geçmiştekinden oldukça farklıdır.

Çocukların zaman geçirdiği mekânlar değişmiştir. Mahalle kültürü birçok yerde zayıflamış, apartman hayatı yaygınlaşmış, ekranlar gündelik yaşamın merkezine yerleşmiştir.

Tarih Vakfı’nın yakın tarihli bir değerlendirmesinde geleneksel çocuk oyunlarının geçmişteki önemine dikkat çekilirken, günümüz çocuklarının sokak yerine daha fazla ev içinde zaman geçirdiği ve bilgisayar oyunlarının çocuklar arasındaki iletişimde daha büyük yer tuttuğu belirtilmektedir.

Tarih Vakfı

Bu değişimi yalnızca “eskiden iyiydi, şimdi kötü” şeklinde okumak kolaydır.

Fakat tarih bize daha dikkatli olmayı öğretir.

Her dönem kendi teknolojisini ve kendi oyunlarını üretmiştir.

Topaç, ip, taş, mendil, karton, radyo, televizyon, bilgisayar ve telefon…

Çocuk kültürü her zaman değişmiştir.

Asıl mesele değişimin kendisi değil, çocukların birlikte bir kültür üretme imkânının ne ölçüde korunduğudur.

Bugün “Kimin Eli Üstte?” Sorusu Ne Anlama Geliyor?

Bu soruyu bugün çocuk oyunundan çıkarıp toplumsal hayata taşıdığımızda başka anlamlar ortaya çıkar.

Kim daha görünür?

Kim karar veriyor?

Kimin sesi duyuluyor?

Kimin eli gerçekten üstte?

Modern toplumlarda güç artık yalnızca fiziksel veya siyasal üstünlükle açıklanmıyor. Bilgiye erişim, ekonomik imkânlar, teknoloji, sosyal çevre ve iletişim gücü de insanların toplumdaki konumlarını etkiliyor.

Burada eski oyunun basit yapısı yeniden anlam kazanıyor.

Oyunda herkesin eli bir noktada üstte olabilir.

Gerçek hayatta ise durum çok daha karmaşıktır.

Tarih bize tam da bu farkı görme yeteneği kazandırır: geçmişteki basit bir davranışı bugünün kavramlarıyla açıklarken hem benzerlikleri hem de farklılıkları aynı anda görebilmek.

El Üstünde Kimin Eli? Hafıza, Kimlik ve Unutma

Bir oyunun yüzyıllar boyunca aynı temel biçimi koruyabilmesi, kültürel hafızanın nasıl çalıştığı konusunda düşündürücüdür.

Çocuklar çoğu zaman oyunun tarihini bilmez.

Kim tarafından icat edildiğini bilmez.

İlk kez nerede oynandığını da bilmez.

Ama oyunu oynarlar.

İşte sözlü kültürün gücü burada ortaya çıkar.

Bilgi, bazen “bunu böyle yap” diye açıkça öğretilmez.

Çocuk, başka çocuklara bakarak öğrenir.

Tekerlemeyi tekrar eder.

Kuralı kavrar.

Sonra bir gün kendisi başka bir çocuğa öğretir.

Bu zincir, resmi bir eğitim kurumuna ihtiyaç duymadan kültürü aktarır.

Geçmiş ile Bugün Arasında Bir El

“El üstünde kimin eli?” oyununa bugün yeniden baktığımızda aslında yalnızca çocukluğumuzu hatırlamayız.

Mahalleleri hatırlarız.

Okul bahçelerini hatırlarız.

Birlikte geçirilen zamanı hatırlarız.

Belki de en önemlisi, başkalarıyla aynı mekânda bulunmanın doğal olduğu bir dönemi hatırlarız.

Bugün çocukların oyun deneyimleri değişirken kendimize şu soruyu sormak değerli olabilir:

Çocuklar hâlâ birbirlerinden oyun öğreniyor mu?

Bir oyunun kurallarını bir yetişkin olmadan keşfetme imkânları var mı?

Birlikte başarısız olabiliyor, gülüyor, tartışıyor ve yeniden başlayabiliyorlar mı?

Ve daha geniş bir soruyla: Toplum olarak geçmişten bugüne taşıdığımız hangi küçük alışkanlıkların aslında kim olduğumuzu anlamamıza yardımcı olduğunu fark ediyoruz?

Umarız El üstünde kimin eli ile ilgili bu içerik beklentilerinizi karşılamıştır.

Sonuç: En Üstteki El Değil, Eller Arasındaki Bağ

“El üstünde kimin eli?” sorusunun cevabı aslında oyunun en önemli kısmı değildir.

Çünkü oyunun asıl değeri, kimin kazandığında değil, ellerin bir araya gelmesindedir.

Artvin’de başka, Çorum’da başka, Niğde’de başka biçimde oynanabilir. Tekerlemeler değişebilir, cezalar farklılaşabilir, oyunun adı dönüşebilir. Ancak temel yapı yaşamaya devam eder.

Kültür Portali

+2

Açık Erişim

+2

Ahmet Rasim’in hatıralarında gördüğümüz çocukluk dünyasıyla bugünün dijital çocukluğu arasında büyük farklar vardır. Buna rağmen ortak bir nokta hâlâ vardır: İnsanlar oyun aracılığıyla birbirleriyle ilişki kurar.

Huizinga’nın oyunu kültürel hayatın önemli bir unsuru olarak görmesi de bu nedenle anlamlıdır. Caillois’nin oyunlarda gönüllülük, kurallar ve belirsizlik üzerinde durması da aynı kapıya çıkar.

Dergipark

+1

Tarih yalnızca geçmişte ne olduğunu öğrenmek değildir.

Tarih, bugün neden böyle yaşadığımızı sorgulamaktır.

Bu yüzden çocukların sırtında üst üste duran eller, bize beklenmedik bir tarih dersi verir.

Bir toplumda bazen en önemli şey, kimin elinin üstte olduğu değil, insanların ellerini aynı yerde buluşturabilmesidir.

Ve belki yıllar sonra bugünün çocukları kendi geçmişlerini hatırladıklarında, bizim şimdi nostaljiyle andığımız oyunların yerine başka oyunları koyacaklar.

O zaman onların da soracağı soru belki farklı olacak.

Ama insanın temel merakı aynı kalacak:

“El üstünde kimin eli var?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort betci ilbet giriş piabellacasino hiltonbet güncel betexper yeni giriş tulipbet giriş
https://yopyu.com https://venusguzellik.com.tr https://appsoft.com.tr Sitemap